bir iki deneme                  bir iki deneme                   bir iki deneme                  bir iki deneme

                    

   

        bir iki deneme              bir iki deneme                     bir iki deneme               bir iki deneme

                   

Ana Sayfa

Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. "Muhammed Masum hazretleri"

Dünyada en mühim şey; kimi seveceksin, kimi sevmeyeceksin; hangisi iyi, hangisi kötü

Doğruyu doğru, eğriyi eğri bilmek, kimin sevilip, kimin sevilmeyeceğini bilmek, dünyada en zor ve en mühim meseledir.

Dünyada en mühim şey; kimi seveceksin, kimi sevmeyeceksin; hangisi iyi, hangisi kötü,.. bunu ayırabilmektir. İnsan, bunu kendisi ayıramaz. Onun için, Cenab-ı Peygamber efendimiz ‘aleyhisselatü vesselam’ bile dua ediyorlar: “Allahümme erinel hakkı hakkan ve erinel bâtılı bâtılan”. “Ya rabbi, bana doğruyu doğru, eğriyi eğri bildir” diye dua ediyorlar. Bir insan kötüye iyi diye sarılırsa, kötüyle beraber haşr olur. İyiye düşman olursa Allahın gazabına uğrar. Yanlışa doğru diye sarılırsa, mahvolur. Doğruya yanlış diye saldırırsa dünyasınıda ahretinide yıkar, helak olur. Onun için doğruyu doğru bilmek, eğriyi eğri bilmek, kimin sevilip, kimin sevilmeyeceğini bilmek dünyada en zor ve en mühim meseledir.

Bir büyük zata hep hocanızdan bahs ediyorsunuz, hocanız size ne öğretti, demişler. Buyurmuşki; Bana hocam bir şey öğretti, o bana yeter. Bu sevilir, bu sevilmez. Bana bunu öğretti. İrşad demek, bu iyi bu kötü’yü söyleyebilmektir. İnsan bunu anlayamaz. İnsan bunu aklıyla, ilmiyle, irfanıyla ayıramaz. Yani, bu Rabbimin sevdiğidir, bu nefsimin sevdiğidir diye insan kendisi ayıramaz… ancak bir mürşid-i kamilin öğretmesiyle mümkündür..

Abdülhakim efendi hazretleri buyurmuşlar ki; İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya-ul Ulum kitabını, bir yahudi muhabbetle sayfalarını çevirse, Cenab-ı Hak son sayfasında imana gelmek nasip eder. Muhabbetten dolayı!.. Eğer bir mü’min, bir kafirin, kitabını sayfalarını muhabbetle çevirirse, son sayfada küfre girme ihtimali vardır. Çünki insanları Allahü tealaya bağlayan, muhabbettir. Bir insan sevgisini bir kafire bağlarsa ondan etkilenir. Herkes sevdiğiyle beraber haşr olunacaktır. Dolayısıyla, sevgiye çok dikkat etmelidir. Hazreti Ömer ‘radıyallahü anh’ Basra valisine, mektup yazmış, o yanındaki kafirin işine son ver demiş. Ya Emirel mü’minin, her işimi o yapıyor. Elim, ayağım o! İşi, ticareti bilen o, demiş. Bir daha söylemem, o kafirin işine son ver, ölseydi ne yapacaktın? Bir müslüman koy, buyurmuş. Çünki kafiri taktir edersin, küfre girersin. Ne kabiliyetli adam dersin, mahv olur gidersin. Sevgi çok zordur. Çünki hadis-i şerif var, Cenab-ı Peygamber buyuruyor ki; Kim kimi severse, ahirette onunla beraber olacaktır. Bir muhabbet beslerse, ahretde de beraber olur. Çünki daima kötüler iyileri götürür. Çok tehlikelidir.

İmam-ı Ali Rıza hazretlerine birisi bir mektup yazmış. Efendim bazı suallerim var, hem sormak hem de sizden istifade etmek istiyorum, demiş. Mübarek hemen katırını göndermiş. Çünki hadis-i kutside buyuruluyor ki; Ey Habibim, eğer birisi sana derse ki, ben dinimden bir şey soracağım, sen ona hizmetçi ol. Dolayısıyla, koskoca imam, katırını göndermiş, kapıda karşılamış. Niye? Dinime ait bir şeyler soracak diye. Çünki Cenab-ı Hak, Cenab-ı Peygambere, hizmetçi ol, diyor. Hadis-i kudsi bu. Yemeğini kendi hazırlamış, önüne koymuş. Soru cevap, soru cevap… sonra mübarek kendi yatağını vermiş istirahat etsin diye. Gel gör, adam ben ne imişim! katırını gönderdi, kapıda karşıladı, yemeğini, yatağını verdi. Ben ne imişim derken, İmam-ı Ali Rıza hazretleri, gelmiş. Sen hiçbir şey değilsin. Bizim bu sana yaptığımız, dinimizin icabıdır, misafirperverliğimizdendir. Yoksa senin bir halt olduğundan değildir buyurmuş. Dolayısıyla, Allahü teala Kur’an-ı kerimde buyuruyor ki; Allah indinde derecesi, etiketi, makamı en yüksek olan, Allahtan korkandır. Korkanın alameti, hem namaz kılmaktır hem de Allahın kullarına namazı, yani İslamiyeti yaymaktır. Yoksa, dine hizmet etmeyenin akıbeti, mutlaka hezimettir. Çünki bir farzı yapmamıştır. Bu dinde iki farz, her mü’mine farzdır. Öğrenmek ve öğretmek. Eğer bir yerde Allahü tealanın dinine hizmet varsa, o hizmete iştirak etmek, her mü’minin üzerine farzdır. Bu da üç şekilde olur. Ya bedenen, ya malen, ya da dua ile. Ya rabbi, ben bir şey yapamıyorum, acizim, garibim. Ya rabbi, şu hizmet edenleri muvaffak et, dese, o bile dahil olur.

Allahü teala insanda iki nesne yaratmıştır; Nefs ve ruh. Ruh, can demektir. Can, kalp demektir. Bunların her ikisinin sevdikleri zıttır. Mesela nesf, Allahın düşmanıdır. Namaz kılacağın zaman, kılma şu namazı diye debelenir. Ruh namaz kıldığın zaman, rahatlar. Büyüklerin sohbeti ruhun hoşuna gider, nefs, çırpınan kuş gibi kaçmak ister. Kitap okuyunca ruh sevincinden uçar, nefs, sıkılır. Cenab-ı Hak nefse cennete ait nesneleri sevmemek, ruha da cehenneme gidecekleri sevmemek hilkatini vermiştir. Ahirette kiminle beraber olmak istiyorsan, dünyada onunla beraber ol. Siz, sevgi dairesi içinden çıkamazsınız. Sevgi olduktan sonra, mesafe mühim değildir. Netice: O aşk, o muhabbet olmasaydı, bu kainat yaratılmazdı. Cenab-ı Peygamber ‘aleyhisselatü vesselam’ miraç gecesi ya rabbi, ümmetim ne olacak dedi. Peygamberin ümetine olan sevgisi, anne-babanın çocuklarına olan muhabbetinden çok çok daha fazladır. Peygamberimizin ümmetine olan sevgisini nereden anlayacağız? Peygamberimiz ‘sallallahü aleyhi ve sellem’ her defasında ümmetim dedi. Miraçta Cenab-ı Hakkın huzuruna kavuştu, ya rabbi, ümmetim ne oldu, dedi. Allahü teala, Ben sana âşıkım, madem bu kadar çok istiyorsun, onlara da namazı farz kıldım. Onlar namaz kıldığı zaman, senin yaptığın miracı yapmış olacaklar ve bütün gök ehlinin sevabını onlara vereceğim buyurdu. Bütün gök ehlinin, bütün meleklerin yaptığı ibadetin sevabı sana veriliyor! Abdülhakim efendi Hazretleri buyurmuşlar ki; Eğer benim üzerimden bir vakit namaz geçecekse Allah bin kere canımı alsın. Bir talebesi ev taşırken, eşya çalınmasın diye bir vakit namazını geçirince, buyurmuşlar ki; Keşke malların hepsi çalınsaydı da bir vakit namazın geçmeseydi. Onun için büyüklerimiz buyuruyorki: "namaz var hayat var, namaz yok hayat yok". Onun için havada karada denizde hiçbir mazaret ileri sürülmeksizin, dinimizin gösterdiği kolaylıkları da kullanarak namazlarımızı kılmamız lazım. Çünkü İslamiyetin tamamı namaz içerisinde toplanmıştır. Zaten namaz müminin miracıdır. Peygamber efendimizin de miracda çok arzu ettiği, Allahü tealaya kavuşmuş olmanın zevki ve sevinçliliği ümmetinin de yaşamasını istediği için Allahü teala ona olan sevgisinden dolayı müminlere namazı emretti ki madem öyle diyorsun ümmetin de gelsin miracını yapsın, namazını kılsın....

Büyüklerimiz buyuruyorlar ki; Ben kitaplarımın satırları arasındayım. Benimle konuşmak isteyen, benimle irtibata geçmek isteyen kitapları okusun.

Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi vesellem) sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir. O'nun vârislerinin kıymetini iyi bilmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Ali Zeki Osmanağaoğlu

 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.